Pasiflora

Sakinleştirici şurup olarak bilinen Pasiflora, bu aydan sonra meyve olarak manavlardan da alınabilecek. Eczaneden aldığınız şurubunu ya da hapını içmek yerine, pasifloranın kaşık kaşık meyvesini yiyerek de sakinleşebileceksiniz. Bu işi yapan, Alanya’da yaşayan seracı Mehmet Balki (57). Mehmet Bey’e, serada pasiflora yetiştirmek nereden çıktı, diye soruyoruz, “Ben ticaret insanı değilim, keşif insanıyım” diye cevap veriyor.

Mehmet Balki’nin seracılığa ilgisi, bundan 40 yıl önce, başlarda basit bir hobi olarak başlamış. Ama sonra, iş, merak aşamasını geçmiş. Profesör arkadaşlarından ve kitaplardan öğrendikleriyle bilgilerini pekiştirmiş, yurtdışında sera fuarları takip edecek kadar ilerlemiş. Üç yıl önce gittiği bir fuarda gördüğü, anavatanı Güney Amerika olan pasiflora bitkisiyle tanışması da işte böyle olmuş.

Balki’nin pasiflora hikayesi o fuarda başlıyor. Ufak bir araştırmayla önce bitkinin Türkiye’de de yetişebileceğine karar veriyor. Sonra fuardan fidesini satın alıyor ve döndüğünde Antalya Alanya’daki serasının en güzel yerine dikiyor.

Meyvesinin olgunlaşması için tam iki yıl bekliyor Balki. Ve bir buçuk ay süren hasat döneminden sonra, her ağaçtan meyveler fışkırıyor.

Meyveleri topladıktan sonra ilk iş, hemen yöredeki manavlara ve arkadaşlarına gönderiyor. Ancak beklediği ilgiyi bulamıyor. Meyveyi tanımayan halk, sadece “manava adını ve nasıl bir şey olduğunu” sormakla yetiniyor.

AYNI ŞEY BROKOLİ VE CHERRY’DE OLDU

Ancak bu ilgisizlik Mehmet Balki’yi yıldırmıyor. Çünkü o, aynı olayı daha önce brokoli ve cherry domateste de yaşamıştı. Sekiz yıl önce, yine serada üretip halka tanıtmaya çalıştığı brokoli, zaman içinde hak ettiği yere gelmedi mi! Şimdi herkes, manavlarda brokoli sormuyor mu!

Ya cherry’nin başına gelenler… İlk kez 1990’da bir dergide görüp yetiştirmeye başladığında, manavlar ona ’Büyüğü varken, insanlar neden küçüğünü alsın’ diye sormamış mıydı! Ama şimdi komisyoncular, ’Ne kadar varsa gönder’ demiyorlar mı! Neden aynı şey pasiflora için de olmasın.

Manavlardan beklediği ilgi gelmeyince, Mehmet Bey turistlere açılıyor. Alanya’ya gelen turistlere… Ve işte aradığı destek geliyor. Pasiflora, en azından masraflarını çıkartacak, kendini döndürebilecek kadar satılıyor.

GÜNDE İKİ TANEDEN FAZLA YENMEYECEK

Her yıl haziranın 15’inde olgunlaşan ve ömrü sadece bir ay olan pasifloranın diğer meyvelerden aslında çok bir farkı yok. Tıpkı erik ya da kiraz gibi her an yemek mümkün. Sadece rahatlatma özelliği bulunan ve hiçbir yan etkisi olmayan meyvenin, dikkat edilmesi gereken tek özelliği, bir gün içerisinde iki taneden fazla tüketilmemesi.

Balki’ye kendisinin de yiyip yemediğini soruyoruz. Olgunlaştığı dönemde her gün mutlaka yediğini, hatta sadece kendisi değil karısına da mutlaka yedirdiğini söylüyor. Gülüyor tabii bunu söylerken, niye olduğunu sorduğumuzda, “Daha az konuşsun diye” cevabını veriyor.

Geçen yıl başladığı pasiflora satışlarını, Balki bu yıl daha geniş bir alanda sürdürmeyi düşünüyor. Önümüzdeki haftalarda hasadı tamamlandığında, İstanbul gibi büyük kentlerde de satışa sunmayı planlıyor.

Balki, bu işlerle uğraşmasını, seracılığa başlarken taşıdığı merakı hálá koruyor olmasına bağlıyor. Kendisini mutlu eden tek şeyin para kazanmak olmadığını, aynı zamanda bilinmeyen bir besini halka sunmanın da ona büyük bir keyif verdiğini söylüyor. Hatta bu ay gideceği İspanya’daki fuardan da, bu yüzden yeni ürünlerle dönmeyi düşünüyor. Şimdi önündeki en büyük hedefi ise Akdeniz Bölgesi’nde kivi yetiştirebilmek.

PASİFLORA NASIL YENİR?

Manavdan aldıktan sonra iyice yıkayın. Kabuğu yenmediği için, bıçakla tepesinden kesin. Kaşıkla yenen pasifloranın tadı ne acı ne de tatlı. İçindeki çekirdekler yenebilir ama çiğnememekte fayda var. Bir tanesi yaklaşık 120 gr. Geçen yıl, manavlarda tanesi 50 kuruşa satılıyordu.

Bir başka Güney Amerikalı fajiyo

Balki, 12 dönümlük arazisi içinde, pasifloranın dışında tanıdığımız, tanımadığımız 10’dan fazla ürün yetiştiriyor. Bunların arasında böğürtlen, hünnap (küçük elma), fajiyo gibi meyveler de var. Pasiflora, nasıl insanlarda sakinleştirici bir etki yaratıyorsa, örneğin yine Güney Amerika’dan getirttiği fajiyonun da içeriğindeki iyot nedeniyle guatra iyi geldiğini söylüyor. Balki’nin serasında bulunan 5 çeşit maydanozun da ayrı bir yeri var. Şili, Brezilya, İspanya ve Almanya’dan getirdiği maydanozların her birinin tatları farklı. Kimisi bizim tanıdığımız maydanoza benzerken, kimisi kerevizi andırıyor. Bunların raf ömürlerinin de çok uzun olduğunu söyleyen Balki, yemeklerinde kullandığı bu yabancı maydanozların dolapta bir ay saklanabildiğini söylüyor.

0 Paylaşımlar

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir